Viski kültürü, tadım notları ve viski kursları
Laphroaig: Bir Damıtımevinin Sıradışı Tarihi
Laphroaig: Bir Damıtımevinin Sıradışı Tarihi
Bir Laphroaig ile ilk anılarım epey geçmişe dayanıyor. Başlarda da çok sevmiştim, sonrasında da sevmeye devam ettim. Bana her zaman “ya çok sevilecek ya da nefret edilecek” bir viski olarak gelmiştir. Zaten Islay özlerine sahip olmanın kendine has özellikleri ile beraber, yakın dostlarından onu fazlaca ayrıştıran bir ilaç/hastane kokusu ile benzersiz bir viskidir.
 
Şimdi biraz geçmişe gidelim.

Sizinle kendi araştırmalarımın ve okuduğum kitaplardan öğrendiklerim kadarıyla, bu özel viskinin hikayesini anlatmak istiyorum.
 
1745 yılında, İngiltere büyük bir isyan yaşamaktaydı. III. James’in oğlu Charles Edward Stuart, İngiltere ile Fransa’nın arasına yaşanan savaşı fırsat bilerek, birok klanı kendi yanında toplayarak Londra’ya karşı büyük bir yürüyüşe geçmişti. Tüm dünyada aynı anda olduğu gibi adada da, korkunç bir karmaşa ve kaos yaşıyordu.
 
İsyanlar ve savaş yıllarca devam ediyor, kendi evlerini ve topraklarını bırakıp da kaostan kaçmak isteyen –kaldı ki kaçabilecekleri yerlerin güvenliğini kimse garanti etmese de- birçok aile, yine ada içerisindeki daha kırsal sayabileceğimiz bölgelere gidiyordu.
 
1810 yılı bu bakımdan çok önemli çünkü Donald Klanı’ndan iki kardeş, Robert ve Alexander Johnston, Islay adasında 1000 dönümlük bir arazi kiralayarak hayvancılık yapmaya karar verdi.
 

O arazi, bugünkü Laphroaig arazisiydi.

 
İki kardeşin amacı arazide davar yetiştirmekti. Sığırlar ve koyunlar, yazın bulabildikleri yeşillikler ile kolayca beslenebiliyordu ancak adanın kışı epey çetin ve sert geçtiği için kardeşlerin buna bir çözüm bulmaları gerekiyordu.
 
Elbette arazinin bir bölümünde arpa yetiştirmeye başladılar ve davar sürülerini kış aylarında bu arpalar ile beslediler. Ancak toprak yaz aylarında çok verimliydi ve planladıklarından daha fazla arpa yetiştiriyor, hayvanların ihtiyacından çok daha fazlası ellerinde kalıyordu.
 
Elimizde fazla arpa varsa yapılabilecek iki seçenek vardır.
 

Eğer bir İngilizseniz bira, eğer bir İskoçsanız ise viski üretecektiniz!

 
1815 yılında, Islay adasının Laphroaig arazisinde viski üretildiğine dair küçük ve sessiz fısıltılar yayılmaya başlamıştı.  Mükemmel kalitede pürüssüz bir su, eşsiz bir turba kaynağı ve altın sarısı arpalar, harika bir viskiye dönüşüyordu.
 
Sonucu siz de tahmin edebilirsiniz elbette, satılmaya başlanan viski o kadar çok talep alıyor ve karlılık getiriyordu ki, artık davar yetiştirme işine gerek kalmamıştı.
 
Unutmayalım ki bugün soğuk kış akşamlarında birer Laphroaig yudumlayıp içimizi ısıtıyorsak, aslında hikayenin başlangıcı o birkaç koyun ve sığırın kışın yiyecekleri ürün yetiştirmekte saklı.
Arada sırada Laphroaig içerken, bir yudumu da hayvanlar için içebiliriz.

Buna da kendi fikrime göre biraz da esprili bir yaklaşımla “Davarın Payı” dersek tarihsel olarak hiçbir yanlışa imza atmış olmayız sanki!
 
Konumuza geri dönelim.
 
1847 yılında iki kardeşten biri Donald, ülkeden tamamen göç etmeye karar verir. Kardeşi Alexander’dan tam 350 Pound alarak arazideki payını ona devreder.
 
Bu noktada küçük ve eğlenceli bir hesap yapalım. O yıl arazinin yarısının ederi 350 Pound’a bugün Laphroaig ailesinden bazı serilerinden kaçar tane alabiliriz?


 
  • 10 Adet Laphroaig 10
  • 6 Adet Laphroaig QA Cask
  • 4 Adet Laphroaig A Cuan Mor
  • 1 Adet Laphroaig 25
 
Evet Donald, İngiltere’den ayrılıp Avusturalya’ya göçer ve 1881 yılında orada ölür. Kalan kardeş Alexander’ın da bizimle olan hikayesi de birkaç yıl içinde sonlanır çünkü o da hayata gözlerini yumar.  Donald’ın oğlu Dugald aslında yasal varistir fakat o yıllarda çok küçüktür.
 
Laphroaig artık amcalarına kalmıştır. Amca John Johnston ve yerel bir çiftçi olan Peter McIntyre damıtımevinin yeni işletmecileridir.
 
Aradan yaklaşık 10 yıldan fazla bir süre geçer ve küçük Dugald artık erişkinliğe adım atıp arazinin işletmesini devralır. Kuzeni ile beraber 1877’ye dek viski üretimi sürdürür.
 
O yıllarda dahi, hani bugünlerde ağzımızdan düşürmediğimiz o “isli, kömür gibi, toprak kokusu, kuru et, yanık” gibi sıfatlar, diğer viski tutkunu hemen herkesin dilindeydi. Elbette bunu fırsat bilen birçok “Harman Viski Üreticisi”, Laphroaig damıtımevinden fıçılar dolusu viski satın alıyordu. 

Kendi başlarına amatör bir şekilde sattıkları “single malt” şişeleri dışında, Laphroaig’in büyük marketlere açılarak viski satma izni yoktu.

Bu da küçük Dugald’ı çok üzüyordu çünkü her ne kadar para kazansalar dahi, kendi özel viskilerinin diğer tahıl viskileri ile karıştırılıp kullanılmasından rahatsızdı.

Hatta Laphroaig’den aldığı single malt viski ile harman viski üreten Mackie & Co o kadar popüler olmuştu ki, Laphroaig daha sonrasında bu firmaya viski vermeyi bırakacak ve mahkemelik olacaklardı.

 
Bu noktada şunu da atlamam gerekiyor ki, aynı yıllarda, hemen yan komuşlarındaki arazide de viski üretiliyor ve o viski de “farklı ve özel” tadı nedeniyle epey popüler olmaya başlıyordu. Yan komşuda üretilen viskiye, Lagavulin ismi verilmişti.
 
1887 yılında, dönemin ünlü bir gazetecisi olan Alfred Bernard, bir makalesinde şöyle yazmıştı.
 

“Laphroaig’de üretilen viskiçok değişik bir karaktere sahip. Büyük tesadüflerin, yani toprak zenginliği, lokasyon ve suyun kalitesi onu eşsiz kılıyor.”

 
Zaman hızla ilerledi, dünya birçok savaş geçirdi ve Türkiye’de Cumhuriyet’in kurulduğu yıl, Laphroaig de üretimini ikiye katladı.
 
Damıtımevini 1921 yılında işletmeye başlayan Ian Hunter, Laphroaig’in kalitesini özümsemiş ve üretimi yükseltmek istemiş ve bunu başarmıştı.
 
Ian Hunter, bugün İskoç single maltlarının dinlendirilmesinde eğer Amerikan burbon fıçıları kullanılıyorsa, buna öncülük eden bir dahiydi diyebiliriz.
 
Bu noktada çok ilginç bir şey daha yazmak istiyorum. Amerika’daki içki yasağı sırasınca, ülkeye ithal edilen tek viski Laphroaig’di. Bunda elbette her zaman söylediğimiz o içindeki hastane/ilaç kokusunun büyük etkisi vardı. Konu ithalat olunca, sıvının hangi amaca hizmet ettiği hakkında küçük yalanlar o dönem için büyük inovasyon anlamındaydı!
 
Bessie Williamson1935 yılına doğru geldik. Gerçekten devrim niteliğinde kararları ile adanın ilgisini çeken Ian Hunter, bir gün çok ilginç bir mektup yazdı. 1932 yılında Glasgow Üniversitesi’nden mezun olmuş genç bir kız olan Bessie Williamson’a staj teklif etti. O yılların İngilteresi için konuşucak olursak, bu da sıradışı bir hamleydi.

Bessie, stajı kabul ederken acaba bu maceranın 40 yıl boyunca süreceğini tahmin etmiş miydi bilmiyorum ancak, İskoç viski damıtımevleri tarihine geçen ilk ve önemli kadın olarak kendisini buradan da tekrar analım.
 

Bir yudum da Bessie için gelsin!


Özellikle “girl power” a bu kadar güvenmiş başka bir damıtımevine, tarihsel döngüde pek fazla rastlayamazsınız.
 
Staja başlayan Bessie çok çabukça her türlü detayı kavradı ve muhasebe işlerini devraldı. Ailenin son ferdi olan Ian Hunter’ın bu yaptığına herkes şaşırmıştı çünkü kendisi “inanılmaz derecede bir gizlilik meraklısıydı”. Yönettiği yıllar boyunca damıtımevine ne bir gazeteci kabul etmiş ne de araziye dışarıdan girip fotoğraf çekmek isteyenlere dahi izin vermemişti.
 
1954 yılında hayata gözlerini yumduğunda ise tüm damıtımevini Bessie’ye bıraktı. Tarihin ilk kadın damıtımevi müdürü olan Bessie bu görevi hem de layıkıyla yönetti.
 
1960 yılına gelindiğinde, şirketin büyümesi ve global pazarda daha çok ilerlemesi gerektiğini ancak bunu kendi imkanlarıyla yapamayacağını anlayan Bessie, güvenilir ve güçlü bir firma olan Long John International ile anlaşarak şirketi onlara devretti.
 
Hikayenin özü aslında Bessie ile tamamlanıyor benim fikrime göre.

O yıldan sonra bol bol ödül ve bol bol el değiştirme var.



Fortune Brands, Pernod Ricard ve Suntory Beam ile devam eden yeni dünyanın hızlı el değiştirmeleri işte… O ayrıntılara girmek istemiyorum, ne Prens Charles’in en sevdiği viski olması ne de Jim Murray’den bilmem  kaç puan alması beni hiç ilgilendirmiyor açıkçası.

O zamanlar viski daha önemliydi, üzerindeki süslü kutusunda kaç yıllık olduğunu yazmayan ama bol bol ödül etiketi olan, değişik isimlerle ve renklerle bezenmiş kendine güvensiz sloganlar içermeyen zamanlardı.

Biz kaçırdık ancak yenileri denesek dahi hala standart ekspresyonlardan da vazgeçemeyerek en azından viski aşkımızı tarihsel düzende tutabiliriz.

Geçtiğimiz yıl Laphroaig tarafından yapılan #BigOpinions kampanyası dahilinde ViskiGurme olarak benim Laphroaig betimlemem de, Islay'da bulunan damıtımevi duvarına yansıtılmıştı.

 
Evet hataları, eksikleri olabilir ancak bir damıtımevinin kendi gözümden hikayesi böyleydi.

En son tatma şansına eriştiğim Laphroaig'in 200. yıl özel şişelerinden 16 yıllık için tadım notlarımı da burada bulabilirsiniz.
 
Slainte dostlar!
 
Ozan
 
info@viskigurme.com
2017 © ViskiGurme